Yalın Üretim nasıl oluşmuş ve tarihi nedir?

Yalın Üretim nasıl oluşmuş ve tarihi nedir?

Yalın üretim, işletmenin üretim sistemlerindeki israfı en aza indirmek amaçlayan, aynı zamanda verimliliği en üst seviyeye çıkarmayı hedefleyen bir yöntemdir. İsraf ve verimsizlik müşterilerin değer kattığına inanmadıkları ve parasını ödemek istemedikleri herhangi bir şey olarak görülüyor. Yalın üretimin faydalarından bazıları, verimli teslim süreleri, minumum işletme maliyetlerini ve ileri seviye ürün kalitesini içerebilir.

Yalın Üretim
Yalın Üretim

Yalın Üretimin Tarihi

Bugün yalın üretim diye adlandırılan üretim ve yönetim sisteminin temel ilkeleri, ilk kez 1950’lerde Toyoda ailesinin bireylerinden mühendis Eiji Toyoda ve beraber çalıştığı deha, mühendis Taiichi Ohno’nun öncülüğünde, Japon Toyota firmasında atılmıştır.

Bu ikili Eiji Toyoda’nın 1950’de Ford firmasını incelemek üzere Amerika’ya yaptığı gezisinde edindiği bilgilerin de ışığında Ford’un yüzyılın başlarından itibaren öncülük ettiği kitle üretim sisteminin Japonya için hiç de uygun olmadığına karar vermişlerdir ve bu karar yepyeni bir üretim ve yönetim anlayışının ilk adımlarının atılmasına yol açmıştır.

Toyota motor şirketi, Japonya’da 1937 yılında Toyoda ailesi tarafından kurulmuştur. Bu şirket 1950 yılında genç bir mühendis olan Eiji Toyoda’nın Ford’un Detroit’teki Rouge otomobil fabrikasını inceleyene kadar pek bir varlık gösterememiştir. Eiji gayet kabiliyetli ve hırslı bir mühendistir. Rouge’un her yerini dikkatlice inceledikten sonra tüm ayrıntıları bir üretim dâhisi olan Taiichi Ohno ile görüşmüş ve seri üretimin Japonya’da asla başarıya ulaşamayacağına kanaat getirmişlerdir.

Yalın Hakkında Tespitler

İkilinin saptamaları şöyledir; Kitle üretiminde, her üretim faktörü ya da unsuru olabildiğince çok sayıda kullanılıp, üretim pek çok gereksizlik ya da israf içermektedir. İsrafın kaynağı, sistemin aşırı bir iş bölümüne dayanması yani gerek makinalar gerek de işçilerin, çoğu kez sadece tek bir ürün için tek bir operasyon gerçekleştirecek şekilde organize edilmeleri, literatürdeki deyimiyle, tek bir işe/operasyona adanmış olmalarıdır.

Hatta makinalar özellikle bu tür bir adanmışlık sağlayacak şekilde tasarlanmışlardır. Üretim organizasyonuna bu şekilde yaklaşılması, bir yandan üretim faktörlerinin gereksiz yere kitlesel boyutta kullanılmalarına yol açmakta çok büyük fabrika mekânlarında, binlerce işçi ve pahalı makina, aynı işlemi aylarca, hatta yıllarca sürdürebilmektedirler.

Öte yandan da, üretime aşırı bir hiyerarşi getirip, üretimde esnekliğe set çekmektedir. Toyota dehaları, sistemin bütününü incelemeleri sonucu şu yargıya varırlar: Kitle üretim sistemi, esneklikten yoksundur, katı bir hiyerarşiye dayanmaktadır ve kitlesellik israf  gerçekleşmektedir.

Ancak ne var ki, tüm bunlar 1950’ler Amerika’sında bir sorun oluşturmamaktadır. Amerika, 1950’lerde, farklılaşmamış ama geniş, yani kısıtlı tipte aracın çok sayıda satılabileceği, çoğunluğunu elinde harcayacak parası olan orta sınıfın oluşturduğu henüz doymamış bir pazardır. Şirketlerde zaman içinde büyük sermayeler birikmiştir ve rekabet düşüktür.

Otomobil piyasasında sadece üç firma çekişmektedir. Dolayısıyla, kitlesellik ve israf, şirketlerce bir sorun olarak algılanmadığı gibi, tersine aşırı iş bölümüne ve her şeyin bonkörce kullanılmasına dayalı bu sistemde, üretim adetleri olabilecek en yüksek düzeyde tutulabildiği ve pahalı makineler uzun vadede tam kapasite kullanılabildiği sürece ölçek ekonomilerine ulaşılmakta, yani birim maliyetler çok düşük tutulabilip, karlar azami düzeye çıkabilmektedir.

 

 

Yazımızı değerlendirmek için yorumlarınızı bekleriz;
İnsanın olduğu yerde gelişme var ise, başarısız olma ihtimalide vardır!